Ana Sayfa Gündem 1 Eylül 2021 150 Görüntüleme

Urfa Emek Ve Demokrasi Platformu’ndan Dünya Barış Gününde Açıklama

Urfa Emek Ve Demokrasi Platformu 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde basın açıklaması düzenledi.

Açıklamaya, Platform bünyesindeki STK’ların yanı sıra HDP, TİP, CHP ve EMEP il örgütleri ve HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü ve CHP Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık katıldı.

 

“Barış Hakkını Savunarak Barışı Getirebiliriz!

Türkiye’de, Dünya Barış Günü olarak kutlanan 1 Eylül vesilesiyle barışın egemen olduğu bir dünyada yaşamak istediğimizi bir kez daha belirtmek istiyoruz. Barış hakkı, bir insan hakkıdır.

Birleşmiş Milletler, 1945 yılında kabul ve ilan edilen BM Şartı ile kurulmuştur. Şartın Giriş bölümü ile 1 ve 2. maddelerinde Birleşmiş Milletler’ in barış ile insan hak ve özgürlüklerine saygıyı güçlendirme amacı vurgulanır. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin başlangıç maddesi ile 28. maddesinde barış ve barışın temellendirileceği uluslararası ve ulusal sosyal düzenlerin, bu bildiride yer alan haklara ve özgürlüklere dayanması gerekliliği vurgulanır. BM Genel Kurulu, Halkların Barış Hakkına Dair Bildiriyi Genel Kurul’un 12 Kasım 1984 tarihli oturumunda kabul ve ilan etmiştir. Bildiride barış hakkının kutsallığı, bu hakkı korumanın ve uygulanmasını sağlamanın da devletler için bir yükümlülük olduğu vurgulanır.

BM Genel Kurulunun 19 Aralık 2016 tarihli kararı ile Barış Hakkı Bildirisi kabul ve ilan edilmiştir. BM İnsan Hakları Konseyinin 22 Haziran 2017 tarihli kararı ile de barış hakkının desteklenmesi gerektiği üye ülkelere hatırlatılmıştır.

Barış talebinin, medeni ve siyasi haklarla (yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü vb.) olduğu kadar; ekonomik, sosyal ve kültürel haklar (çalışma hakkı, konut hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, dil hakları) ile de ilişkisi bulunmaktadır. İnsanlar arasındaki her türden eşitsizlikler, hakların ve özgürlüklerin tanınmayışı, savaşların ve çatışmaların temel sebebidir. O nedenle, Demokratik Kitle Örgütleri olarak her şart altında ve dünyanın neresinde olursa olsun, barışın haklara ve özgürlüklere dayalı olarak sağlanabileceği düşüncesindeyiz.

Türkiye etnik, dilsel, dinsel ve kültürel özellikleri bakımından çoğulcu bir dokuya sahiptir. Çoğulculuk, “herkes farklı, herkes eşit” sloganında ifadesini bulur. Çoğulculuk aynı zamanda demokrasinin de temelidir. Demokrasi ile insan hakları arasında koparılamaz bir bağ bulunmaktadır. O nedenledir ki, Türkiye’nin temel sorununun insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunun altını çiziyor ve bu temel sorununun en önemli halkasının da Kürt sorunu olduğu tespitinde bulunuyoruz.

Türkiye’nin temel sorununun insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunun altını çiziyor ve bu temel sorununun en önemli halkasının da Kürt sorunu olduğu tespitinde bulunuyoruz.

Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununu çözebilmesi için yeni bir barış sürecine ve çatışmaların bitmesine ihtiyaç vardır.

Çatışma ve savaş ortamı ile birlikte genel baskı ortamında şiddetin öne çıkması tüm ülkede nefret dilini hâkim kılmaktadır. Bu nefret dili kadın cinayetlerinin, ırkçı saldırıların, taciz ve tecavüzlerin artmasına sebep olmaktadır.

Bu süreç Türkiye’de otoriter bir yönetim anlayışının yarattığı sürekli bir baskı ortamı oluşturmuştur.

Ortadoğu politikaları sonucu milyonlarca göçmen/sığınmacı/mülteci sorunu oluşmuş ve bununla birlikte mültecilere yönelik nefret söylemi ve saldırıları giderek artmıştır.

Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmamız ancak barışla mümkündür. Kürt sorununun inkârından vazgeçilerek çözüm için adımlar atılmalıdır. Hapishanelerdeki tecrit ve baskı uygulamaları son bulmalı, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerinin son bulması için gerekenler bir an önce yapılmalıdır. Siyasi ve toplumsal muhalefet üzerindeki her türden baskı ortadan kaldırılmalı, İfade, örgütlenme ve toplanma hakkının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Türkiye’nin siyasi partileri ve toplumsal muhalefeti barışa odaklandığı takdirde kesinlikle yeni bir barış sürecinin önünün açılacağı düşüncesindeyiz.

Sivil Toplum Örgütleri olarak Türkiye’de barışa giden yolun barış hakkı mücadelesi ile olacağını biliyoruz.

Bu vesile ile Dünya Barış Gününü karşıladığımız bu gün, yanı başımızdaki Suriye’de insani bir trajedi yaşanmaktadır. Sekiz yıla yakın bir süredir Suriye’de yaşanan iç savaş; yaşamı cehenneme çevirmiş, ülke baştanbaşa harap olmuş, neredeyse taş üstüne taş kalmamıştır. Bir yandan ırkçı Baas Rejimi güçleri, öte yandan “rejim muhalifi” adı altında kimi çete ve gruplar, insan haklarının en ağır ihlalini oluşturan suçları işlemektedir. Hem Rojava’daki hem de Suriye’deki sivil halka karşı; infaz, işkence ve zorla yerinden edilme gibi insanlığa karşı suçlar işlene gelmektedir. Yine yakın zamanda Afganistan’da Taliban, ülkenin başkentine kadar girebilmiş, sivil halkın özelikle kadınların ve çocukların özgür yaşama hakları tehlikeye girmiş tüm dünya bu trajediye sessiz kalmıştır. Bizler Taliban’ın kadın düşmanı politikalarına karşı yalnız bırakılan Afganistan’lı kadınların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. 1 Eylül Barış Günü vesilesiyle Savaşsız bir dünya dileğimizi yeniliyor, Dünya Barış Gününü kutluyoruz.

Türkiye başta olmak üzere tüm dünyada barışın egemen olduğu bir yaşam için barış hakkı mücadelemiz devam edecektir.”

“Herkes barışı savunmalıdır!”

Söz alan HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan “Biz burada yaşama ve yaşatma siyasetiyle barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Biz diyoruz ki; bu duygularla herkes barışı savunmalıdır, herkes demokrasiyi savunmalıdır. Birbirinin farklılıkların tahammül etme becerisini gösterebilmelidir.” ifadelerini kaydetti.

 

“Bu patron düzeni için yapılan savaşlarda ölenler daima yoksul ve emekçi halkın çocukları olmuştur.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Örgütü adına söz alan Av.Halil İbrahim ŞANSAL “Savaşların faşizme, faşizminse vahşi kapitalist düzene nasıl hizmet ettiğini biliyoruz. Her yıl Milyarlarca dolarlık kaynak işçinin ezilenin boğazından ekmeğinden çalınarak savaşlara ve silah endüstrisine harcanıyor. Bu patron düzeni için yapılan savaşlarda ölenler daima yoksul ve emekçi halkın çocukları olmuştur. Silahlanma için ayrılan milyarlarca doları; insanı, doğayı, tüm canlıları yaşatmak için kullanabiliriz. Yoksulluk Türkiye’nin ve dünyanın işçi emekçi halklarının kaderi değildir. Kanla beslenen bu kirli düzeni hep beraber yıkacağız.” ifadelerine yer verdi.

 

 

URFADİPNOT

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil